Atatürk ve dans… Özgür kılan bir aşk…

Atatürk, manevi Kızı Nebile’nin evlenmesi nedeniyle Ankara Palas’ta yapılan bir baloda. (17 Ocak 1929)

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu,

Ulu önder Atatürk…

Türk milletine bıraktığı miras tartışmasız çok büyük.

Sadece Türk milletine bahşedilen bir miras da değil; bu zenginlik ölçülebilir olan Anadolu toprağının çok ötesinde… “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözüyle ötesini de tek bir cümleyle anlatabilmiş biri…

Karanlığa açtığı savaşı aydınlıkla taçlandıran ve düşmanlarını bile dehası karşısında hayran bırakan çok özel birinden bahsediyoruz. Atatürk’ü kalıplara, dogmatik öğretilere, belirli ideolojilere sığdırmaya çalışmak yanılgıdan başka sonuç vermiyor. Bir kadın olarak, onun kurduğu bağımsız bir ülkede ve varlığımın herkes kadar değerli olduğu bilinciyle donatılmış bir zamanda dünyaya geldiğim için çok mutluyum.

Atatürk aşığı bir Türk kadınıyım. Bu aşk bedensel bir ihtirastan, duygusal bir ihtiyaçtan çok daha fazlası… Öyle bir aşk ki, karanlığa ışık olan, yaşama soluk katan, tüm prangaları özgür kılan her şeye duyduğum aşk gibi… Kaldı ki bu hissimin karşılığını hayatımın her alanında ve anında yaşıyorum. Sahip olduğum özlük haklarımdan eğitim gördüğüm çağdaş disiplinlere, kendimi ifade etme özgürlüğümden yaptığım sporlara, her alanda donatıldığım seçme özgürlüğümden keyif aldığım hobilerime kadar her şeye eli değmiş bir öğretmenden, bir rehberden söz ediyoruz. Gel de aşık olma!

Dans da tüm bu uçsuz bucaksız mirastan değerli bir parça…

Fotoğraf: Ercan Rast

Türkiye’de çok fazla dans eden insan var. Her yaştan, her meslekten, her türlü ekonomik ve sosyal statüden kadınlar, tüm sahip oldukları etiketlerden bağımsızlaşarak kendini dansın akışına bırakıyor. Ve her kadın gibi Türk kadını için de dans, bedenini bir enstrüman gibi kullanarak ruhuyla buluştuğu bir seremoni…

Sanırım Atatürk bunu yıllar öncesinden biliyordu.  Bu yüzden hem dans ediyor hem de etrafındaki herkesi dans etmeleri için teşvik ediyordu. O da dansa sevdalıydı. Selanik’ten mahalle ve okul arkadaşı Savaş İlbay’ın anılarında yer aldığı üzere bu aşkın çok erken yaşta başladığını da biliyoruz.

Savaş İlbay anılarında şöyle anlatıyor:

Artık büyümüştük. Rüştiye öğrenimi yapıyorduk. Tatil zamanlarımızı biz daima oyunlarla geçirirken, O azınlıkların serbest hayatından yararlanarak edindiği birkaç dostunun evine gider, Fransızca öğrenir, o zamanın modasına göre polka, mazurka, kadril ve vals gibi bizlerin adını bile çok sonradan duyduğumuz salon oyunlarını öğrenir, dans ederdi.”

Atatürk ile ilgili dans konusunda birçok anekdot okudum. Bunların arasında en sevdiklerimden biri, Ahmet Gürel’in “Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar” adlı kitabında geçen Cumhuriyet’in ilanın üçüncü yılı olan 29 Ekim 1926 gecesine ait:

Ankara’da katıldığı bir baloda Mustafa Kemal, milletvekillerinden birinin eşiyle hiç ilgilenmediğini ve başka kadınlarla dans ettiğini gördü. Kadın çok şişmandı. Mustafa Kemal milletvekiline bir ders vermek istedi ve milletvekili eşinin yanına giderek onu dansa kaldırdı.  Şişman kadın büyük bir memnuniyetle kalktı ve dansa başladılar.  Bütün gözler onlara takılmıştı tabii eşinin de. Gazi’nin bu hareketinin kendisine yönelik olduğunu anlamıştı. Dansa kaldırılan eş bu olayı yakın arkadaşına şu şekilde aktarıyor:

Mustafa Kemal, ‘Çok güzel dans ediyorsunuz, üstelik de çok hafifsiniz, sorulmaz; ama kaç yaşındasınız?’ diye sordu. Milletvekilinin eşi, ‘Ben henüz üç yaşımdayım’ dedi.  ‘Türk ulusuna sunduğunuz Cumhuriyet sayesinde yaşıyoruz. Bu yüzden gerçek yaşım kaç olursa olsun ben kendimi üç yaşımda farz ediyorum.’ ”

Dans bitti. Atatürk kadını yerine kadar götürdü. Sonra eşini çağırttı. Milletvekili dönüp eşinin yanına geldi ve eğilerek onu dansa kaldırdı.

Cumhuriyet’in kazanımları sayesinde yeniden doğan Türk kadını o günden bugüne özgür bir şekilde yaşıyor, çalışıyor ve dans ediyor.

Ve her dans ettiğinde hem kendini hem de çevresini daha da özgürleştiriyor.

RelatedPost

Facebook yorumları

yorum

Damlayan Duygu

Yağmur damlası... Kar tanesi... Güneşli günün serin gölgesi... Adıma S'öz'lüyüm ben...