Aşk dansa gelince

Derin bir nefes alırsın ve bırakmayı hiç istemezsin.

Miden sanki içine doğru çökmeye başlar, bir yumruk yemiş gibi…

Boğazın düğümlenir. Yutkunursun ama fayda etmez.

İçinde uçsuz bucaksız bir uçma isteği…

Rüzgarı dudaklarında, omuzunda, dizinde ayrı ayrı hissedersin de, için ürpermez.

Müzikle dolar tüm varlığın. Müziği duymaz, müzik olursun. Dansın en büyülü halinde, nakşedersin her notayı bedeninle… Bir adımın tüm cesaretini gösterir, hodri meydandır yüreğin… Diğer adımın ürkekçe geriye gider, acaba mı derken bedenin. Özlemini, nefretini, tutkunu, üzüntünü, arzunu, mahçubiyetini, yapabildiklerini ve yapamadıklarını anlatırsın. Ne olduğunu, ne olmadığını…

Sözsüz bir dili öğrenmek gibidir tango yapmak.

Adım attıkça konuşmaya başlarsın.

Birbirinin gözünün içine bakmadan tüm duygulardan geçersin.

Kiminde kalırsın, kiminden uzağa düşersin.

Hangi toprağa adım atarsan at evrensel bir dildir dansın dili. Konuşmayı unuttuğumuz bir dildir bu. Aşkın dilidir, nicedir masallara, filmlere, romanlara terk ettiğimiz…

Bir kadın ve bir erkektir görünen, ikidir, ikilidir. Sadece aşkın dilini bilenlerin bir gördüğü ve göründüğü…

Aşk dediğin de iki bedende bir olmak değil midir? Click To Tweet

Aşk dediğin de iki bedende bir olmak değil midir?

Öyleyse aşk etmeli insan, nakşetmeli tüm benliğini, dans etmeli…

Tek nefes olana dek…

(Fotoğraflar: Ercan Rast)

RelatedPost

Facebook yorumları

yorum

Damlayan Duygu

Yağmur damlası... Kar tanesi... Güneşli günün serin gölgesi... Adıma S'öz'lüyüm ben...