Senden kıyamete kadar sürecek bir öpücük alayım

“Hasretinden prangalar eskittim”

Şiir okumayanların, sevmeyenlerin bile bir şekilde karşısına çıkmış, bir yerden aşina olduğu bir mısradır bu.

“Yokluğun cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum kapama gözlerini”

diyerek son bulur. Ahmed Arif’in kaleme aldığı bu şiir, aynı zamanda onun tek şiir kitabının da adı olmuştur.

Büyük bir aşk, aynı zamanda büyük bir özlem sezilir mısralarda. Her bir hecesinden kavuşamayan bir aşığın acı dolu serzenişleri duyumsanabilir. Böylesine derin mısraların kime yazıldığı ise uzun bir müddet bilinmezliğini korumuştur.

Ahmed Arif’in hasretinden prangalar eskittiği kadının kim olduğunun cevabı farklı yerlerde aranmıştı. İsimsiz bir güzel, adı sanı bilinmeyen bir kadın olarak yer etti hafızalarda. Fakat bundan kısa bir zaman önce şairin oğlunun izniyle günışığına çıkan bazı mektuplar bu bilinmezliğe bir son verdi. Leylim Leylim ismiyle kitaplaşan o mektuplar da aynı bu mısralar gibi yazar Leylâ Erbil’e ithafen kaleme alınmıştır. Ağırlıklı olarak 1954-1957 yılları arasında yazılmış 50 küsür mektup çeşit çeşit duyguyu, yaşanmışlığı ve anıyı sunar okura. Aşık olduğu kadın başkasıyla evlidir ve Ahmed Arif yine de ondan vazgeçemez.

“Benim için çok mühim olan, sana âşık olmak veya âşık olmadığımı bağırıp yırtınmak değildir. Aslolan, seni kırmamak, üzmemek, kaybetmemektir. Anladın mı canım?” diye sorar Arif yazdığı bir mektupta. Fakat bir yandan da ‘Leylim’ dediği Leylâ Erbil’e hiçbir zaman kavuşamanın verdiği üzüntüyle ona kırgınlığını da dile getirir: “Leylım, Nicesin gene? Beyninde mi, yüreğinde mi, başka bir yerinde mi, nerendeyse o İNAT yönünü yaratan dokuları öpmek isterim. Evrende seni özler, seni isterim. Başkaca hiç. Ne taktığım, ne de vurulacağım bir nen yok. Seni. Sade seni.

4 Ocak 1956 tarihli bir başka mektubunda ise Erbil’i öyle güzel anlatır ki, yeryüzündeki bütün kadınları kıskandırabilecek gibidir bu cümleler: “Allahtan ki sen varsın. Seni sade, bir dost, bir sevgili, bir can parçam olduğun için değil; beni, bu garip ve tedirgin canı, yaşama tutkusuna umuttan, aşktan, ölümü unutturan güzelim sevdalardan yana o aziz duyulara, düşünlere sımsıkı bağlayan bir dünya olarak seviyorum. İncil gibi, Tevrat gibisin Leylim. Hilesiz, arık ve duru”.

Ve mektuplarda en dikkat çeken cümleler ise kapanış cümleleridir. Çoğu zaman kendi yayınlarından bahsettiği, bazen Erbil’in yazılarını eleştirilerde bulunduğu mektuplarda çokça ona olan hasretine ve sevgisine yer vermiştir Ahmed Arif. Neredeyse tüm mektuplarının en sonunda ise insanı derinden etkileyen ‘öpme’ faslı vardır. “Gözlerinden, burnunun, üst dudağına düşen fark edilmez incecik gölgesinden öperim canım. Öperim ömrüm” der birinde. O fark edilmez incecik gölgeyi hepimize merak ettirir. Ardından, “Seni sevmenin büyüklüğü başımı döndürüyor. Kalbim çatlayacak handiyse. Önünde diz çöker, önce parmaklarını, avuçlarını, sonra sonra, hüngür hüngür, yüzünü, saçlarını öperim” diye bitirir bir başkasını.

Fakat belki de yazdığı en güzel cümle tarihsiz bir mektubunun son satırındadır:

Senden kıyamete kadar sürecek bir öpücük alayım, dur. Dayanır mısın?

 

RelatedPost

Facebook yorumları

yorum

Beste Sezen Ateşpare

Okur, yazar, gezer